Zararlıları 4 kolay adımda temizleyin!

Zararlılar Windows’unuzu istila ettiğinde bu 4 basit adımı izleyerek onlardan kurtulmanız mümkün!

1. Adım: kendinize sahip olun

1. Adım: kendinize sahip olun

Öncelikle zararlıların sisteminize bulaşmasından sorumlu kişinin muhtemelen siz olduğunu anlamlısınız. Bir zararlının sisteminize bulaşması için bilmediğiniz bir dosyayı indirmeniz veya bir yazılımla yüklenen araç çubuğuna izin vermeniz gerekiyor. Veya sisteminizi virüslere karşı taradığını iddia eden sitelere inanmış olmanız.

Peki kendi alışkanlıklarınıza karşı kendinizi nasıl koruyabilirsiniz? Bu üç basit kuralı uygulayın: Bir şey eğer fazlasıyla iyimser ise, garip görünüyorsa veya size tanımadık geliyorsa onu çalıştırmayın, yüklemeyin. “Evet“e tıklamayın ve onu sisteminize sokmayın. Google gibi bir arama motorunda bu durum veya yazılım hakkında bir arama yapın. İnternetteki her şeyin güvenli olduğunu düşünerek sörf yapmayın.

2. Adım: tarayıcı engelleyicileri

2. Adım: Tarayıcı engelleyicileriTarayıcılardaki ve eklentilerdeki açıklar veya kullanıcı hataları, sisteminize bir anda diz çöktürebilir. İlk olarak en basit adımdan başlayın: Eski bir tarayıcı kullanmayın. Firefox, Chrome veya Internet Explorer’ın son sürümünü kullandığınızdan emin olun.

Firefox’da NoScript gibi bir eklentiyi kullanarak web sitelerinin siz istemedikçe Javascript gibi kodları çalıştırmasına engel olabilirsiniz. Chrome’da bu özellik için bir eklenti bulunmuyor ancak Javascript, ayarlardan kapatılabiliyor. Chrome’da siteye özel ayarlamalar yapmak da mümkün.

Bu konuda yararlanabileceğiniz diğer eklentiler ise şunlar: Web of Trust, KB SSL Enforcer, ve HTTPS Everywhere.

3. Adım: güvenlik yazılımları

3. Adım: güvenlik yazılımları

Zararlıların bir kapıdan içeri girdiklerini düşündüğümüzde, onların istilasına uğramadan önce neden önlemini almayasınız? Öncelikle yüklediğiniz her programı hızlıca tarayan kapsamlı bir güvenlik aracı yüklemelisiniz. Bu konuda basit ve ücretiz olan Windows Security Essentials’ı kullanabilirsiniz.

Security Essentials, virüs güncellemelerini Microsoft’tan otomatik olarak alıyor ve gerçek zamanlı bir korunma sunuyor. Araç, geceleri otomatik olarak sisteminizi tarıyor ancak bunu istediğiniz gibi değiştirmeniz mümkün.

Daha iyi bir anti-zararlı yazılımı arıyorsanız, SuperAntispyware ve Malwarebytes’ Anti-Malware oldukça iyi alternatifler. Malwarebytes’ Anti-Malware’i ücretsiz sürümünü sunduğu işlevler nedeniyle size önerebiliriz. Ancak iki araç da ücretsiz sürümlerinde gerçek zamanlı bir koruma sunmuyor ve taramayı kendiniz çalıştırmanız gerekiyor.

Sisteminizin başına bir felaket geldiğinde ise ComboFix imdadınıza yetişebilir. Araç, sisteminiz için herhangi bir koruma sunmuyor ancak Windows Kurtarma Konsolu yoluyla zararlıları kaldırabiliyor.

4. Adım: afet yönetimi

4. Adım: Afet yönetimi

Zararlılar, farklı biçimlerde ve farklı “bulaşma seviyelerinde” ortaya çıkıyorlar. Bu ise her durum için kusursuz bir onarım sunmayı zor bir hale getiriyor. Ancak yine de sizlere PC’nizi zararlılardan kurtarmanızı sağlayacak faydalı bazı ipuçları verebiliriz.

Öncelikle Windows Security Essentials ile “Tam” bir tarama gerçekleştirin. Bu işlemin tüm sorunlarınızı çözmesi mümkün olmayabilir, ancak yine de denemeye değer.

İşe yaramadıysa bu kez Malwarebytes’ Anti-Malware ile sisteminizde tam bir tarama gerçekleştirin. Araç eğer zararlıları bulup kaldırdıysa bu iyi, ancak bulamadıysa biraz daha yaratıcı olmanın zamanı gelmiş demektir.

RKill‘i çalıştırın ve arka planda çalışan zararlı işlemleri zorla kapatmaya çalışın. Şimdi Malwarebytes’ Anti-Malware’i kullanarak tekrar tam bir tarama gerçekleştirin.

Deneyebileceğiniz iki adım daha

Sorun devam ediyorsa, sisteminizi güvenli modda açın (bios ekranından sonra F8’e devamlı basın). Rkill/Malwarebytes Anti-Malware adımını tekrar gerçekleştirin. Bu sayede zararlıyı etkin değilken (ve kendini anti-zararlı yazılımlarından koruyamaz durumdayken) kaldırmaya çalışıyoruz.

Sorun hala devam ediyorsa ComboFix‘i çalıştırın ve zararlıları kaldırmasına izin verin. Eğer bir nedenle zararlıları kaldıramazsa, ComboFix’in web forumlarında yayınlayabileceğiniz günlük bilgilerini kullanabilirsiniz.

Makalemizde özellikle belirtmediğimiz Spybot Search & Destroy, McAfee AVERT Stinger, GMER, Sophos Anti-Rootkit gibi yazılımları da denemeniz yerinde olacaktır.

Adobe Flash’ı kim öldürdü?

Adobe, sonunda Flash Player’ı neden öldürdüğünü açıkladı: Bakın tek suçlu kimmiş…

Adobe’un mobil cihazlar için Flash Player desteğini çekmesinin ardından olayın perde arkası da yavaş yavaş aralanmaya başladı. Adobe’un ürün yöneticisi Mike Chambers, Adobe’un aldığı bu kararın nedenine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Chambers’a göre HTML5’in ortaya çıkması, Flash’ın özellikle mobil alanda istenilen seviyeye bir türlü ulaşamamasına neden oldu; zira mobil cihazlarda kullanılan tarayıcıların birçoğu HTML5’i destekliyor.

“Açık olmak gerekirse” diyerek söze başlayan Chambers, sözlerini şöyle sürdürdü: “Flash Player’ı Apple’ın iOS cihazlarında kullanabilmeyi bir türlü başaramadık.”

Yani bir bakıma Adobe, Apple cihazlarına Flash Player’ı sokamadığı için Flash Player desteğini mobil cihazlardan çektiğini itiraf etmiş oldu.

Bozuk iPhone için 911’i arayınca tutuklandı

ABD’nin acil durum hattı 911’in sadece acil durumlarda kullanılması gerektiğini söylememize gerek yok. Özellikle de çalışmayan telefonunuz için bu hattı meşgul etmek hiç de kabul edilebilir bir durum değil. Fakat 48 yaşındaki Michael Alan Skopec, çalışmayan iPhone’u için 911’i arayıp şikayetlerini burada dile getirmeye çalıştı.

Aslında 911’i sadece bir kez aramakla yetinmedi. Tam beş kez arayıp iPhone’u hakkında görevlilere yakınan adam sonunda polisi kapısında buldu. Memura karşı gelme ve işini engelleme suçundan tutuklanan Skopec’in aynı zamanda alkollü olduğu ortaya çıktı.

Her ne kadar bazı kullanıcılar Apple’ı ve ürünlerini fazlasıyla dikkate alsa da Skopec kadar ileriye gitmeyecekleri açık. Sonuç olarak Skopec serbest bırakıldı fakat 18 Kasım’da mahkemeye çıkacak. Mahkemeye giderken iPhone’unu yanına almayacağı kesin.

İlk işlemci Intel 4004 40 yaşına girdi

40 yıl önce hayatımıza girdi ve bugünün bilgisayarlarının temelini attı! İşte 40 yaşındaki “canavar”

İlk işlemci Intel 4004 40 yaşına girdi
Dün bir devrimin kutlaması yapıldı: dünyanın ilk mikroişlemcisi Intel 4004 ile birlikte başlayan bilgisayar devrimi.40’lı yıllarda sadece metematiksel hesaplamalar yapan ilk bilgisayarı tasarlamak için röle ve vakum tüpleri kullanılırken 15 Kasım 1971’de Intel, 4004 model işlemcisini piyasaya sürerek Zuse Z3 ve ENIAC’tan tamamen farklı yöntemlerle çalışan bilgisayarların temellerini attı. Böylece devasa bileşenler yerine tek bir yonga ile aynı hesaplamaları yapmak mümkün olmuştu.

Bugün geldiğimiz noktada 4 Bit’lik bu işlemci artık 40. yılına giriyor. O zamanın işlemcileri ile bugünün işlemci teknolojisine bakarak aradaki farka tebessüm etmek mümkün. Zira 10.000 Nanometre ile üretilen 4004’e karşın bugün işlemciler 32 nanometre’lere kadar küçülmüş durumda. Yine 2300 transistöre sahip 4004’e karşın günümüz modern işlemcilerinden Core i7-2600K, tamı tamına 995 milyon transistör barındırıyor.

Tüm bu bilgiler ışığında 4004’ün ilk mikroişlemci olduğunu reddedenler de yok değil. 70’lerde Amerikan ordusu için çalışan Ray Holt’a göre ilk mikroişlemciyi kendisi tasarladı fakat askeri bir proje olduğu için Holt bunu ancak 30 yıl sonra, 1999’da dile getirebildi. 4 Bit’lik 4004’ün aksine kendi işlemcisinin 40 Bit olduğunu belirten Holt’un konuyla ilgili açtığı web sitesine buradan ulaşılabiliyor.

İhtiyacınıza en uygun işlemciyi seçin

Bilgisayarınızın performansını belirleyecek en önemli bileşenlerden işlemci seçiminde neler önemli?

Eğer bilgisayarınızda yer alacak işlemciyi seçecek aşamada iseniz bu demektir ki bilgisayarınızı kendiniz topluyorsunuz. Aksi takdirde üreticilerin belirlediği -veya kısıtladıkları diyelim- modeller arasında bir tane seçip bunu kullanmak zorundasınız ve bu konuda yapacağımız tavsiyeler de satın almak kararınızı pek değiştirmeyecek. Öte yandan işlemcileri daha iyi tanıyıp kendi sisteminizi toplarken doğru modeli seçecek kadar bilgi sahibi olmak istiyorsanız makalemizi dikkatle okumanızda fayda var.

Öncelikle işlemci tercih ederken ihtiyaçlarınızı sorgulamanız gerek. Oyun, çoklu ortam ve mühendislik uygulamaları işlemci seçiminizi değiştirebilecek etkenlerden sadece üçü. Peki hangi amaç için nasıl bir işlemci gerekiyor? Oyun için çekirdek sayısı mı önemli yoksa ön bellek mi? Peki saat frekansı ne olmalı? Oyun için AMD mi Intel mi?

Tüm bu soruların cevabını vermeden önce şu konuyu belirtmekte fayda var: bugün artık işlemcilerin performansları ne hızlarına, ne çekirdek sayılarına ne de ön belleklerine göre belirleniyor. İşlemcilerin performansını belirleyen en önemli etkenler arasında mimari yer alıyor. İlerleyen sayfalarımızda bu konuya daha fazla açıklık getireceğiz. Şimdi isterseniz oyun oynayanların nasıl bir işlemciye ihtiyacı var, bunu öğrenelim.

Oyun bilgisayarı için en ideal işlemci

Söz konusu oyunlar olduğunda kesenin ağzını açmanız gerekiyor. Bu sadece işlemci değil, diğer bütün bileşenler için de geçerli. Fakat oyunlarda, ekran kartının mümkün olduğu kadar hızlı veri işleyebilmesi için, işlemcinin herhangi bir darboğaz oluşturmaması gerekiyor. Bu bağlamda işlemciniz daima ekran kartınızdan güçlü olmalı.

Sistemin performansı en alt bileşenin hızıyla belirlendiği için iyi bir ekran kartınız olsa dahi işlemciniz düşük olduğu için performans konusunda bekleneni almanız mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda Intel’in Core i5 veya i7 serisinden, AMD’nin ise Phenom II X4 veya X6 serisinden bir işlemci tercih edebilirsiniz. Her ne kadar Bulldozer mimarili FX serisi işlemciler iyi bir seçenek gibi görünseler de performans konusunda X6’dan öteye geçemiyorlar. Bu bağlamda bu işlemcileri almak isteyen kullanıcılar yeni revizyonu beklemeliler.

Oyunlarda işlemcinin performansa en çok etki eden yanı ise saat frekansı. Zira piyasadaki oyunların çoğu çoklu çekirdeğin gücünden yararlanmıyor. Burada da devreye işlemcinin mimarisi, ön belleği ve çalışma frekansı gibi özellikleri giriyor.

Çoklu çekirdekten istifade edin

Günümüz işlemcilerinde en çok öne çıkan özelliklerinden biri de çok çekirdek. Fakat çoklu çekirdeğin gücünden yararlanmak söz konusu olduğunda kullanıcıların kafasında kesin bir cevap yok. Çoklu çekirdek desteğini uygulamalar mı, yoksa işletim sistemi mi sağlıyor? Bu konudaki kesin cevap, uygulamalar. Zira ancak kullandığınız programlar çoklu çekirdeği desteklerse gerçek anlamda performans elde edebiliyorsunuz. Aksi takdirde kullanmadığınız çekirdekler için boşa para harcadığınız bir işlemciniz oluyor.

Çoklu çekirdek özellikle de video dönüştürme veya render gibi işlemlerde önem kazanıyor. Render uygulamalarının çoğu doğal olarak bu desteği sunarken video dönüştürme gibi programların çoklu çekirdeği destekleyen sürümlerini kendiniz bulmanız gerekiyor. Bazı yazılımlar sadece işlemcinizi değil, ekran kartınızı da video dönüştürme için kullanabiliyor.

Öte yandan çoklu çekirdek konusunda da endüstri henüz bir standart yakalamış değil. AMD’nin Bulldozer serisi işlemcilerinin gerçek sekiz çekirdek olup olmadığı halen bir tartışma konusu. Öte yandan Intel’in dört çekirdekli işlemcilerinin neredeyse her testte bu işlemcileri geride bırakması, işlemcilerde çekirdekten daha ziyade, kullanılan mimarinin önemli olduğunu gösteriyor. Çekirdeklerin yapısı, ön belleğin paylaşımı, çekirdekler arası iletişim gibi karmaşık mühendislik konuları, işlemcinin performansını belirleyen mimari özelliklerden bazıları.

Watt başına performans nedir?

Yeni alacağınız işlemcide bir başka konu da tüketilen güce karşın sunulan performans. İşte buna “Watt başına performans” deniyor. Bu, genelde işlemcinin üretim teknolojisiyle doğru orantılı olarak ilerleyen bir özellik. Üretim teknolojisi ne kadar ileriye giderse Watt başına performans da o kadar artıyor. Örneğin 90nm bir işlemci 120 Watt tüketirken saniyede 9 milyar işlem yapabiliyorsa bugün 32nm bir işlemci aynı enerji ile saniyede 128 milyar işlem yapabiliyor.

Bu bağlamda işlemci tercih ederken daima yeni nesil modeleri tercih etmekte fada var. Zira hem performans hem de güç tüketimi açısından çok daha mantıklı bir seçim yapmış oluyorsunuz. Yine üretim teknolojisi daha iyi olan işlemciler daha az ısınmakta. Yakında çıkacak Ivy Bridge işlemciler de buna en güzel örneklerden biri.

Yeni nesil işlemcilerin hız aşırtma konusunda da daha iyi performans sunduğunu belirtelim. Kullanılan gelişmiş devre kapıları ile işlemci içerisindeki elektrik sıçramaları azalıyor ve serin çalışan işlemci çok daha iyi bir hız aşırtma deneyimi sunuyor.

En tasarruflu işlemciler

Medya oynatıcıların piyasaya çıkmasıyla birlikte HTPC’ler önemini yitirdiyse de H67 yonga setli Mini ITX anakartların gelmesiyle tekrar ufak boyutlu HTPC’ler toplamak mümkün oldu. Düşük güç tüketen bu anakartlar için en uygun işlemciler ise yine düşük güç tüketen Core i3 serisi olacaktır. Fakat i3 serisinde de sadece iki model güç tasarruf özellikleri sunuyor. Sadece 35 Watt güç tüketen i3-2120T ve i3-2100T modelleri bu bağlamda HTPC’niz için biçilmiş kaftan.

AMD tarafında da düşük güç tüketimli işlemciler için firmanın Fusion serisini tercih edebilirsiniz. Intel gibi ekran kartı kendi içinde olan bu işlemciler ile harici bir ekran kartı almanıza da gerek kalmıyor. DirectX 11 desteği ile gelen bu APU’lar en fazla 65 Watt güç tüketiyor.

Düşük güç tüketimi için en iyi alternatiflerden biri de AMD E-350 gibi yerleşik işlemciler. Mini ITX anakartlarla birlikte gelen ve ülkemizde de satılan bu işlemciler HTPC’ler için biçilmiş kaftan.

Doğru işlemci soğutucu

Uygun fiyatlı bir işlemci alacağım derken soğutucudan da tasarruf etmeyin. Zira kalitesiz bir soğutucu dolayısı ile performans düşüklüğü yaşamanız muhtemel. Peki soğutmanın performansla nasıl doğrudan bir ilişkisi var?

Yeni nesil işlemcilerde yer alan Turbo Core ve Tubo Boost gibi teknolojiler, işlemcileri anlık da olsa normalden daha hızlı çalışmaya zorluyor. Fakat bu tür teknolojiler devreye girmeden önce işlemci sıcaklığını kontrol ediyorlar. Eğer işlemci sıcaklığı normalden yüksek ise frekans ya daha az yükseltiliyor ya da hiç yükseltilmiyor. Bu da normal şartlarda elde edeceğiniz performanstan mahrum kalmanıza neden oluyor.

Tüm bu sorunların üstesinden gelmek için işlemcinizle gelen soğutucuyu kontrol edip eğer yetersiz ise daha iyi bir model ile değiştirmeniz gerek. Bakır tabanlı bir soğutucu veya kolay monte edilebilen bir su soğutma sistemi bile alabilirsiniz. Hız aşırtma yapacaksanız bunun size büyük faydası olacaktır.

Türkçe Avira 2012 yayınlandı!

Ünlü antivirüs güvenlik yazılımı Avira’nın Türkçe sürümünü yayınlandı! İşte detaylar…

 

IT güvenlik uzmanı Avira, ünlü antivirüs güvenlik yazılımının Türkçe sürümünü yayınladığını duyurdu. Özellikle bireysel Avira kullanıcıları tarafından beklenen Türkçe dil desteği Avira 2012 versiyonu ile yayınlandı.

Avira’nın Türkçe sürümü tüm masaüstü, dizüstü ve netbooklar için Avira AntiVirüs Premium 2012, Avira Internet Security 2012, Avira Professional Security ve Avira Free Antivirüs ürünlerini kapsıyor. Bu ürünlerin yeni ve eski sürümünü kullanan tüm Avira kullanıcıları ücretsiz olarak Türkçe sürüme geçiş yapabilecekler.

Avira Türkiye Satış Müdürü Selçuk Irmak konu ile ilgili şunları söyledi.”3,5 yıldır Türkiye’de kurumsal çok iyi referanslar elde ettik, Avira’yı kullanan çok sayıda bireysel kullanıcımız var, Türkçe versiyonla birlikte kullanıcı sayımızın hızla yükseleceğinden eminim. Özellikle bireysel kullanıcıların talebi olan Türkçe sürüm yayınlandığı için çok mutluyuz. Bundan sonra Türkiye’de güvenlik pazarında çok daha büyük bir rekabet başlayacak“.

XXX’e üniversite sürprizi!

Üniversiteler kolları sıvadı, kendi XXX alan adlarını almak için tam gaz çalışıyor! Peki ama neden?

 

 

XXX'e üniversite sürprizi!

Lise ve üniversiteler kolları sıvadı, porno sitelerin diğer web sitelerden ayrılmasını sağlayan .XXX alan adını birer birer almaya başladı. Peki büyük üniversiteler neden bu yola başvuruyor?

.XXX alan adını alan üniversitelere ilk örnek Washington Üniversitesi oldu. washu.xxx alan adını kendi üzerine alan üniversitenin bu adımı atmasının sebebi ise isim hakkını korumak ve bu alan adını kendi üzerinde bulundurmak.

Üniversitelerin bu önlemi almasının sebebi ise alan adı konusunda herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmaması ve telif hakkı gibi fikri mülkiyetlerin alan adlarında korunmuyor olması…

.XXX alan adının her birinin maliyeti alıcıya 200 doları bulurken, lise ve üniversiteler kendi adlarıyla bağdaştırdığı birden fazla alan adını üzerine geçirmeye çalışıyor.